nonpasaran

Notebook Markaları Hakkında...


Bu makale Notebook Satın Alma Rehberi'ne bağlantı vermek amacı ile yazılmıştır.



Giriş

Pek çok insan "Notebook" alırken markaya önem verir. Bazı markaların amiyane tabirle "dandik" bazılarının ise klas ve hata yapmaz olduğunu düşünür.Türk tüketicilerinin "dandik" olarak nitelendirdikleri markaların da "Klas" olarak düşündükleri markaların da hangileri olduğunu hepiniz biliyorsunuz...Ben bu konuda sizi bilgilendireyim sonra kararı yine siz verin.



            Çoğu tüketicinin zannettiğinin aksine Sony, HP, Toshiba, Dell, Acer vs. gibi markalar "Notebook" üreticisi değildir. Bunlar Dünya'da bulunan 8-9 tane büyük Notebook üreticisine "Notebook" ürettirirler ve üzerine markalarını bastırırlar.


Peki bu firmalar kimdir?

           Bu firmaların en büyükleri  Asus, Samsung, Quanta, Compal, Wistron, Clevo, Inventec gibi firmalar.
Örnek vermek gerekirse bunlardan "Quanta", HP, Dell ve Acer'ın ana tedarikçisi (Bununla ilgili bir haberi buradan okuyabilirsiniz) ve aynı zamanda Casper'ın tedarikçisi.

           "Compal" ise bir ara kendi markası ile de Türkiye pazarında satıldı ve hatta geçen sene çıkan haberlere göre Çorlu'da bir montaj fabrikası kuracaktı. Sonra ne oldu bilmiyorum. Compal ve Clevo -farklı zamanlarda olmak üzere- Arçelik, Beko, Grundig ve Crea'nın "Notebook" tedarikçisi. Monster'larda keza Clevo ve Compal üretimi. Apple ise yine ağırlıklı olarak Quanta üretimi. Bu liste böyle uzuyor gidiyor. Son olarak piyasada bulunan tüm Notebook'ların %60'ının (2010 verileri) Asus, Compal ve Quanta üretimi olduğunu belirteyim.

Bunlar nasıl çalışıyor?

            Bunlar iki değişik şekilde üretim yapıyorlar. İlki yukarıda anlattığım gibi Dünya'nın tanınmış elektronik firmalarının dizaynlarını üretiyorlar.İkincisi ise "Barebone" denilen tarzda üretim yapıyorlar. Yani yerel küçük firmalar bunların hazır kasaların alıp bunun içini duruma ve rüzgara göre dolduruyorlar. Burada Clevo'nun kasalarını görüyorsunuz.

            İncelediğinizde görebileceğiniz gibi kasalar oldukça farklı konfigürasyonlarda üretilmeye müsait. Bunu alıyorsunuz uygun işlemci, Ram ve ekran kartı takıp satıyorsunuz.  Bu tip ürünlerin kasaları, markaları farklı bile olsa birbirine oldukça benzerler.

            Bu yüzden bundan sonrasını siz yorumlayın. Anlattıklarımdan o hakir gördüğünüz gariban işi "Notebook" ile bir Apple'ın aynı üretim bandından çıktığı sonucunu da çıkarabilirsiniz, ucuz diye aldığınız bir "Notebook"a yarın bir "Bios" güncellemesi bile bulamayabileceğinizi de...


Sonuç olarak...

Burada hiçbir markayı kendi kişisel fikirlerimle karalamak istemiyorum ama diğer yandan hiçbir T.C. vatandaşının Notebook alırken kandırılmasını, kazıklanmasını istemiyorum. Bu yüzden bu konudaki fikirlerimi kısaca belirtmek istiyorum. Bu kutucukta bundan sonra yazacaklarım makalenin genelinin sahip olduğu "Bilgilendirme" misyonunun dışında olup benim kişisel fikirlerimdir. Ben bunun böyle olduğunu biliyorum ama siz katılıp katılmamakta serbestsiniz. Bunu göz önünde bulundurun...

             Öncelikle şunu belirteyim; hiçbir marka veya model kusursuz değil. Her markanın ve modelin az veya çok mutlaka eksiği gediği bulunuyor. Bu yüzden mükemmel model markayı bulmaya uğraşmayın, bulamayacaksınız. 

            Üretilen her üründe olduğu gibi dizüstü bilgisayarlarda da satış fiyatı sadece üretim maliyetinden oluşmuyor. Bir dizüstü bilgisayarın -Pek çok başka maliyet kalemi olsa da- ana maliyet kalemleri şunlar:  

  1. Donanım maliyetinin toplamı 
  2. Üretici, ithalatçı, satıcı vs. karları
  3. Satış sonrası garanti kapsamında verilen servis ve ürün değişim maliyetleri


         Bu açıklamaları yaptıktan sonra gelelim sadede. Benim onaylamadığım türde satış yapan 2 grup marka bulunuyor; 

  • Türkiye'nin global ekonominin bir parçası olmadığı günlerden kalan bilinirliğini ve marka imajını veya Dünya genelinde sahip olduğu imajı kullanarak fahiş fiyatlar ile satış yapanlar...

          Bunlar "Nasıl olsa "Kalite" ve "Klas" denince ilk bizim markalarımız akla geliyor" diyerek 10 lira ederi olan ürüne 20 lira hatta 30 lira fiyat koymaktan hiç mi hiç çekinmiyorlar. Kendi kişisel ederlerinin sahip oldukları eşyaların imajı ile ölçüldüğü yanılgısını yaşayan pek çok tüketicinin içinde bulunduğu bu psikoloji de bu markaların bahsettiğim pazarlama stratejisine istim sağlıyor. 

         Bu markaları satın alan tüketici ise 2'ye ayrılıyor; 

         Bir grup dizüstü bilgisayarlar hakkında yeterli bilgisi olmadığı için "Maldan anlamıyorsan pahalısını al vardır bir hikmeti"  diyerek satın alırken, diğer grup -yukarıda anlattığım gibi- hava atmak için bu markalara bu paraları ödüyorlar. İşin kötü tarafı ise bu kullanıcıların ilk gruba dahil olanlarının çoğunluğu, dünya para vererek aldıkları bilgisayar ateş gibi yansa da, çalışırken traktör gibi ses çıkarsa da ya hatalı alışveriş yaptıklarını kabul edememekten yada "Demek ki dizüstü bilgisayar standardı bu" diyerek durumu kabulleniyorlar.  2. grup kullanıcı ise zaten umursamıyor. Onlar için varsa yoksa bir kafede bilgisayarlarını açtıklarında ilgi çekip çekmedikleri!


        Aslında benzerlerinden pahalı satılan ürünlere yönelen insanların içinde bende varım. İnsanlar malzeme kalitesi, aldıkları markanın ürününün ardında durması veya güvenilirlik yüzünden bir ürüne -bilerek- ederinden fazla fiyat ödeyebilirler ve bu son derece normal bir durumdur. Örneğin ben jean alırken hep aynı markayı tercih ederim. Ama ürünleri oldukça pahalı olan bu markanın üründe sağlığa zaralı hiçbir şey kullanmadığını, aldığım üründe tek bir dikiş hatalı dikilmiş olsa bile anında değiştireceğini bildiğim için öderim bu parayı. Benzer bir şekilde başka bir insan yiyeceği yemekte sağlıklı malzemeler kullanıldığından emin olmak için bir öğün yemeğe 2 katı para ödemeyi tercih edebilir. Aynı şekilde "Tamam ben 10 liralık bilgisayara 20 lira ödüyorum ama yarın öbür gün bir sorun yaşasam en kaliteli satış sonrası hizmeti alırım" diye düşünenlerinde olması son derece normal. Ancak maalesef kazın ayağı öyle değil. Açıklayayım...


         Dizüstü bilgisayar sektöründe temel donanım maliyetleri şunlar; LCD panel, işlemci, ekran kartı, anakart, Ram, HDD, ODD ve kasa.

         Zaten (Aynı konfigürasyon için konuşuyorum) dünyanın en kötü markasının da, en iyi markasının da kullandığı işlemci ve ekran kartı aynı. (Bakmayın siz bir markanın işlemci model ismi belirtmediğine bu tamamen tüketiciyi kandırmaya ve "Intel bana özel işlemci üretiyor" yanlış algısının yerleşmesine yönelik bir taktik) 
        Ram, HDD ve ODD zaten üreticileri belli, maliyeti belli. Neredeyse her marka model aynı kalite ve en uygun maliyette ürünler kullanıyor. 
         Anakartı yukarıda anlattığım gibi Clevo'ya, Compal'e vs. fason ürettiriyorlar. Geriye kalıyor kasa ve LCD panel
          Bu gün benim sınıf 2 olarak gruplandırdığım (Bknz: Notebook satın alma rehberi) dizüstü bilgisayarlarda kullanılan standart LCD paneller 50-70 $ civarı bir maliyete sahip. Öte yandan bir dizüstü bilgisayarda kullanılabilecek en kaliteli panelin fiyatı 150 $ civarı -ki çoğu kullanıcı için bu 2 panel arasındaki görüntü farkı önemsiz diye nitelendirilecek kadar azdır. 
          Kasa ise bildiğiniz kasa işte, en kaliteli kasa ile en kalitesizi arasındaki maliyet farkı taş patlasa 100 $'ı geçmez. 

          Uzun lafın kısası, en kaliteli LCD paneli ve kasayı kullansanız bile üretim maliyetiniz taş patlasın 200 $ fark eder. Ama siz gidip sizinle temel bütün bileşenleri aynı kalitede olan ve 1500 lira civarı satılan bir model ile aynı konfigürasyona sahip kendi modelinizi (Markaya göre) 3000-6000 lira fiyat aralığında fiyatlandırırsanız 200 $ fazla maliyete karşılık 2000 $ fark koymuş olursunuz ki bu ahlaksızlıktır!



            Satış sonrası hizmete gelince;  Bu firmalar fahiş kar marjlarına karşılık satış sonrası hizmette çoğu markadan kötü durumdalar. Senelerdir müşterilerine Amerikan Büyükelçiliği'ne vize almaya gelmiş Türk vatandaşı muamelesi yaptılar ve süründürdüler. Şimdilerde artan rekabet koşullarının getirdiği pazar payı düşüşü dolayısıyla paçaları tutuştuğu için satış sonrası hizmetlerini bir nebze geliştirmiş olsalar da halen eli yüzü düzgün hiçbir markadan bu konuda daha iyi değiller.

  • Fiyat cazibesi ile satış yapanlar...

           Bu sınıftaki firmaları izah etmek çok daha kolay. Bunların ortak özelliği, cazip fiyatları düşük kar marjı ile çalışmaları dolayısıyla değil, satış sonrası hizmetlere ayırdıkları maliyet hesabını düşük tutmaları ile sunuyor olmaları. 


           Bunların bir kısmı donanım maliyetinden de kısarken bir kısmı donanım açısından tatmin edici bir kalite sunabiliyorlar. Ancak her durumda bu markaların modellerini almanız ve satış sonrası hizmete ihtiyaç duymanız durumunda sorun yaşamanız çok olası. Bu markalar firma prensibi olarak satış sonrası hizmetler kaleminin maliyetini düşük tutmak için açıkça Tüketiciyi koruma hakkındaki kanun'u hiçe sayabiliyor, müşterilerini mahkemelerde süründürebiliyorlar. Sonuçta mahkemeye başvurup haklı olanlar haklarını alıyorlar ama bu firmalar için bu yolda vazgeçenlerin sayısı kar sayılıyor. Tüketiciyi koruma hakkındaki kanun'da tüketiciye hakkını verme açısından oldukça yeterli bir kanun olmasına karşılık, bu kanunu hiçe sayarak -sonunda kabedeceğini bile bile- müşterilerini zora koşanlara hiçbir caydırıcı ceza vermediği için yaptıkları yanında kar kalıyor. 


           Örneğin serviste 20 iş günü dolduğu için veya üründeki arıza süreklilik gösterdiği için servisin size değişim vermesi gerekiyor. Servis bunun yerine  "Ben tanımıyorum kanunu ne halin varsa gör" dediğinde siz mahkemeye gidiyor, 2-3 ay uğraşıyor ve paranızı alabiliyorsunuz ama bundan dolayı firma hiçbir caydırıcı ceza almıyor. Tek yaptırım zaten ilk baştan vermesi gereken sizin hakkınız  oluyor. Bu yüzden de bunlar bu yola başvuruyorlar ve -atıyorum- bu durumdaki 10 müşteriden 8'i mahkemede uğraşacağıma tamirat 2 ay sürsün veya değiştireceklerine tamir etsinler diyor. Bunlarda böylece ucuza mal satabiliyorlar.

Umuyorum bu açıklamalarım, tek amacım olan doğru tercihler yapmanıza yardım ekseni dışında değerlendirilmez ve sizlere yardımcı olur....



Yorumlar

Twitter

Facebook

Google+

İzleyiciler

Rastgele

item